Tag-Archive for ◊ Meditasyon ◊

Author: admin
Cuma, Ekim 24th, 2008
Katagorisi: Meditasyon |  Etiketler: | Yorum Yaz

Meditasyon-Öncelikle Tekniği Anlayın

Meditasyon tekniklerinin yanlış uygulanması çözemeyeceğiniz karmaşalar yarata-l bilir. Meditasyon sözkonusu olduğunda ne yapacağınızı bilmiyorsanız, hiçbir şeyl yapmayın.

Akıl, çok dolambaçlı, karmaşık, narindir. Ne yapacağınızı bilmiyorsanız, hiçbir şey yapma- manız daha iyidir; zira, bilmeksizin yaptığınız herhangi bir şey, çözemeyeceğiniz karmaşalar yaratacaktır. Hatta ölümcül bile, ölümcül bile olabilir bu.

Eğer akıl konusunda hiçbir şey bilmiyorsanız… Gerçekten de, onun hakkında hiçbir şey bilmezsiniz. Akıl bir sözcüktür sadece. Onun karmaşıklığını bilmezsiniz. Akıl, varolan en karmaşık şeydir; hiçbir şey onunla kıyaslanamaz. En nadir şeydir de; onu yok edebilirsiniz, geri dönüşü olmayan bir şey yapabilirsiniz. Bu teknikler çok derin bir bilgiye, insan aklıyla çok esaslı bir karşılaşmaya dayanır. Her teknik, uzun deneylere dayandırılıyor.

Bunun için unutmayın: Kendi başınıza hiçbir şey yapmayın, iki tekniği birbirine katmayın, çünkü işlevleri farklı, yöntemleri farklı, dayanakları farklıdır. Aynı sonuca uzanırlar; ama, araçlar olarak tamamıyla farklıdırlar. Bazen doğrudan doğruya karşıt olabilir bunlar. Böylece, iki tekniği birbirine karıştırmayın. Aslında hiçbir şeyi birbirine katmayın; tekniği size sunulduğu gibi kullanın.

Onu değiştirmeyin, geliştirmeyin — geliştiremezsiniz; ona getireceğiniz herhangi bir değişiklik ölümcül olabilir.

Bir tekniği uygulamadan önce, onu anladığınız konusunda tamamen uyanık olun. Kafanızın karıştığını düşünüyorsanız ve onun hangi teknik olduğunu gerçekten bilmiyorsanız, uygulamamak daha iyidir; zira, her teknik içinizde bir devrim meydana getirmek içindir.

Tekniği kesinlikle doğru anlamaya çalışın önce. Onu anladıktan sonra uygulayın. Ne yapacağınızı bilmediğiniz zaman, hiç bir şey yapmayın. Yapmamak daha yararlı olacaktır.

Author: admin
Pazartesi, Ekim 20th, 2008
Katagorisi: Meditasyon |  Etiketler: , , , | Yorum Yaz

Meditasyon maceradır; insan aklının üstlenebileceği en büyük macera.

Meditasyon yalnızca olmaktır, bir şey yapmak değil — hareket yok, duygular yok, düşünceler yok. Yalnızca kendinsin ve bu, saf mutluluktur. Bu mutluluk, sen hiçbir şey yapmazken nereden gelir? Hiçbir yerden gelmez ya da her yerden gelir. O sebepsizdir, çünkü varoluşun kendisi mutluluk denen şeyden oluşmuştur.

Sen bedensel, düşünsel, tüm düzeylerde hiçbir şey yapmadığında, tüm etkinliklerin durduğunda ve sen sadece ve sadece varolduğunda olan şeydir meditasyon. Onu yapamaz, deneyemez ama yalnızca anlayabilirsin.

Her ne zaman sadece varolmaya vakit bulursan, tüm yaptığın şeyleri bırak. Düşüncelere dalmak, bir şeye konsantre olmak, bir şey üzerinde düşünmek; hepsi bir şey yapmaktır. Hatta bir an için bile olsa hiçbir şey yapmadan merkezindeysen ve son derece gevşemiş durumdaysan; bu bir meditasyondur. Ve bir kez o duruma ulaştığında, o durumda istediğin kadar kalabilirsin — sonuçta da o durumda yirmi dört saat kalman mümkün olur.

Bir kez benliğinin rahatsız edilmeden kalabildiğinin farkına vardığında, yavaş yavaş benliğinin sarsılmamasına dikkat ederek bir şeyler yapmaya başlayabilirsin. Bu meditasyonun ikinci kısmıdır — önce, nasıl yalnızca var olunur ve sonra da küçük eylemler öğrenmek: yerleri temizlemek, duş almak, fakat kendini merkezde tutarak. Sonra da daha karmaşık şeyler yapabilirsin. Örneğin, ben şu an sizlerle konuşuyor olmama rağmen meditasyonum kesintiye uğramıyor. Konuşmayı sürdürebilirim fakat tam merkezimde küçücük bir kıpırtı bile olmaz; orası sessiz, tamamıyla sessizdir.

Öyleyse, meditasyon bir şey yapmanın karşısında değildir. O hayattan kaçınmanı gerektirmiyor. Yalnızca sana yeni bir yaşam tarzı öğretir; sen hortumun merkezi haline gelirsin. Hayatın sürer, hem de daha fazla zevk, daha fazla netlik, daha fazla yaratıcılık, daha fazla bilgelikle birlikte çok daha yoğun bir hal alır ama sen tüm bunların ötesinde, her şeyle aynı mesafede kalırsın, tepelerdeki gözcü gibi etrafında olup biten şeyleri görerek.

Sen yapan değil, gözleyensin.

Meditasyonun tüm sırrı senin bir gözcü olabilmendir. Ağaç yontmak, kuyudan su çekmek gibi şeyler yapıp etmekte herhangi bir sorun yoktur ve bunlar kendi düzeyinde olup bitmeye devam eder. Küçük ya da büyük şeyler yapabilirsin ama merkezden uzaklaşmamak kaydıyla. Bu farkında olma, bu gözlemleme gücü, kesinlikle perdelenmemeli ve kesintiye uğratılmamalıdır.

Musevilikte Hasidizm adı verilen gizemci bir okul vardır. Bu okulun kurucusu Baal Shem eşine az rastlanır birisidir. Her zaman gecenin bir yarısında nehirden geri dönerdi çünkü geceleyin nehir ılık ve sessiz olurdu. Ve orada öylece, hiçbir şey yapmadan, yalnızca kendi benliğini, gözlemciyi gözlemleyerek otururdu. Bir gece zengin bir adamın evinin önünden geçerek geri dönerken, evin bekçisi kapıda durmaktaydı.

Bekçinin, bu yaşlı adamı her gece tam da bu saatte geri dönerken görüyor olduğu için, biraz kafası karışmıştı. Dışarı çıkıp şöyle dedi: “Rahatsız ettiğim için beni bağışlayın ama merakımı daha fazla gizleyemeyeceğim. Gece gündüz sizi düşünmeden edemiyorum. Siz ne iş yaparsınız? Neden nehre gidip duruyorsunuz? Bir çok kereler sizi izledim ve hiçbir şey göremedim; orada saatlerce öylece oturup gecenin bir yarısında da geri dönüyorsunuz.”

Baal Shem de ona: “Gece öylesine sessiz ki ortalık, senin ayak seslerini kolayca duyabiliyordum ve senin beni takip ettiğini biliyordum. Ve senin her gece kapının ardında gizlendiğini de biliyordum. Sanma ki sadece sen beni merak ediyorsun, ben de senin kim olduğunu merak ediyorum. Ya senin işin nedir?” dedi.

“Benim işim mi? Ben basit bir bekçiyim, evi gözlerim.” dedi adam. Baal Shem de ona: “Aman Tanrım, sen bana anahtar sözcüğü verdin. Benim de işim bu!” dedi.

“Fakat ben bir şey anlamadım. Eğer siz bekçilik yapıyor olsaydınız, bir evi ya da bir sarayı falan gözlemliyor olurdunuz. Orada kumların üzerinde oturarak neyi gözlüyor olabilirsiniz ki?” diye sordu.

Baal Shem: “Küçük bir fark var elbette: Sen saraya dışardan girmek isteyebilecek birilerini gözlüyorsun; bense sadece bu gözcünün kendisini gözlüyorum. Bu gözcülük yapan kimdir? İşte hayatımın tüm çabası kendimi gözlemekten ibarettir.”

Adam: “Ama bu oldukça garip bir iş. Bunun için size kim para verir ki?” diye sordu.

“O öylesine keyifli, huzur ve mutluluk verici bir şey ki, bu deneyimin kendisi bir ödüldür zaten. Sadece bir anı bile, hiçbir hazineyle kıyas edilemez,” dedi Baal Shem.

Bekçi de: “Bu çok garip. Tüm hayatım boyunca gözcülük yaptım. Hiç bir zaman böylesine güzel bir şey yaşamadım. Yarın gece ben de sizinle geleyim. Bana da öğretin. Çünkü nasıl gözcülük yapılır, biliyorum — anlaşılıyor ki, sadece farklı bir yöne ihtiyaç var; siz farklı bir yönde gözcülük yapıyorsunuz.” dedi.

Yalnızca bir adım vardır; o da yöne, boyuta ilişkindir. Ya dış dünyaya odaklanabilir ya da gözlerimizi kapatıp tüm bilincimizin içimize doğru merkezlenmesine izin verebiliriz. Ve bileceksin çünkü sen bilensin, sen farkındalığın kendisisin. Onu hiçbir zaman yitirmedin. Yalnızca farkındalığın, bin bir tane şeyin ağına düşüp yakalandı. Farkındalığını takılı olduğu her şeyden kurtar ve kendi içinde huzura ermesine izin ver ve yuvandasın.

Meditasyonun özü, nasıl tanık olunacağını öğrenmekten ibarettir. Bir karga ötmekte … sen dinliyorsun. İki şey var — özne ve nesne. Ancak, her ikisini de görebilen bir tanık olduğunu göremiyor musun? Karga ve dinleyen ama hâlâ her ikisini de gözleyen birisi daha vardır. Aslında böylesine basit bir olgudur bu.

Bir ağaç görüyorsun; sen oradasın, ağaç orada. Ama bir şeyin daha farkında değil misin; ağacı görüyor olduğunu, ağacı görmekte olduğuna tanık olanın varlığını?

İzlemek meditasyondur. Neyi izlediğin önemsizdir. Ağaçları, nehirleri, bulutları, çocukların etrafta oynaşmalarını izleyebilirsin. İzlemek meditasyondur. Ne izlediğin değildir önemli olan; nesnenin bir önemi yoktur.

Gözlemin niteliği, farkında olmanın, dikkatin niteliğidir meditasyonun kendisi.

Yalnızca şunu anımsa: Farkında olmak meditasyondur. Farkında olarak yaptığın her şey meditasyondur. Eylemin önemi yoktur, önemli olan senin eylemine kattığın niteliktir. Tüm dikkatinle yürürsen, yürümek bir meditasyon olabilir. Tam dikkat vererek oturursan, oturma meditasyon olabilir. Kuşların şakımalarını dinlemek bir meditasyona dönüşür, şayet farkında olarak dinlersen. Sadece zihninin içsel sesini dinlemek de bir meditasyondur, dikkatli ve gözlemci kalabilirsen. En önemli şey aslında, uyur gezer halde hareket edilmemesidir. O zaman yaptığın her şey meditasyondur.

Farkındalığın ilk adımı, bedenine elden geldiğince dikkat kesilmektir. Yavaş yavaş kişi her yüz ifadesi, her hareket hakkında hassas ve uyanık hale gelir. Ve sen bunların farkına vardıkça, bir mucize gerçekleşmeye başlar: Eskiden yaptığın bir çok şey kayboluverir; bedenin daha çok rahatlar, dengeye gelir. Bedenini bile derin bir huzur kaplamaya başlar, içten içe bir müzik bedeninde çalınır.

Sonra, düşüncelerinin farkına varmaya başla; aynı şey düşüncelerle de yapılmak durumundadır. Onları ayırdetmek bedeninkinden daha zordur ve elbette ki daha tehlikelidir. Ve düşüncelerinin farkına varabildiğinde, içinde neler olmakta olduğuna şaşıracaksın. Herhangi bir anda aklından geçmekte olan şeyleri kağıda dökecek olursan büyük bir sürprizle karşılaşırsın. İçinden geçmekte olan şeylerin bunlar olduğuna inanamayacaksın.

Ve on dakika sonra yazdıklarını oku — göreceğin şey içinde çılgın bir zihne sahip olduğundur! Çünkü biz, bir yeraltı nehri gibi akmakta olan bu koskoca çılgınlığın farkında değilizdir. O, her ne yapıyor ya da yapmıyor olursan ol; tüm şeyleri, her şeyini etkiler. Ve tüm bunların toplamı senin hayatın olacaktır! Öyleyse artık bu çıldırmış adam değişmelidir. Ve farkındalığın mucizevi tarafı şudur ki, farkına varmak dışında hiçbirşey yapman gerekmiyor.

Onları izliyor olmak demek, onları değiştirmektir. Yavaş yavaş şu çıldırmış adam kaybolur ve düşünceler belli bir örüntü içine girer; onların kaosu kaybolur ve bir kozmosa dönüşür. Ve yeniden derin bir huzur kaplar içini. Bedenin ve zihnin huzura kavuştuğunda göreceksin ki, onlar birbirleriyle uyum içersindeler, aralarında bir köprü var. Artık farklı yönlerde çalışmıyorlar, farklı atlara binmiyorlar. İlk olarak aralarında gerçek bir uyum var ve bu durum üçüncü adıma büyük katkı sağlıyor — bu, duyguların, ruh hallerinin ve hissiyatın farkına varmak demektir.

Bu, ayırt edilmesi en zor olan katmandır ama şayet düşüncelerinin farkında olabiliyorsan, onun sadece bir adım ötesidir. Biraz daha yoğun farkındalığa ihtiyaç vardır ve duyguların, ruh hallerin, hissiyatın üzerinde meditasyona başlarsın. Bir kez, bu üçünün de farkına vardığında, hepsi tek bir olguda birleşir. Ve üçü de artık tek bir şeydir — mükemmel bir biçimde, birlikte işlevlerini yerine getirirler, beraberce mırıldanırlar; sen üçünün melodisini duyumsayabilirsin, onlar bir orkestra haline geldiler artık. Sonra da senin hiçbir şey yapamayacağın dördüncü durum gerçekleşir. O kendiliğinden olur. O, bütünün bir armağanıdır. O, bu üçünü yapmış olanlar için bir ödüldür.

Ve dördüncüsü, kişiyi uyandıran nihai farkındalıktır. Kişi kendi farkındalığının farkına varır — bu dördüncüdür. Bu, kişiyi bir Buda, aydınlanmış kişi yapar. Ancak ve ancak bu uyanış sayesinde bir kimse saadetin ne olduğu bilgisine erişir.

Beden zevki, zihin mutluluğu, kalp coşkuyu tanır, dördüncü ise saadeti. Saadete ermek asıl hedeftir ve farkındalık da ona ulaşan yoldur. Önemli olan şey gözlemci olabilmen, yani gözlüyor olduğunu gözlemeyi unutmaman. Gözlüyorsun … gözlüyorsun … gözlüyorsun. Yavaş yavaş, gözlemci gitgide daha da fazla dayanıklı, dengeli oldukça, sabitleştikçe, hareketsizleştikçe bir dönüşüm başlar. Gözlediğin şeyler kaybolur.

İlk kez olarak, gözlemcinin kendisi gözlemlenen, bakan kişi bakılan olur. Evine vardın.

Meditation — The First and Last Freedom
St. Martins Press, USA

Author: admin
Pazartesi, Ekim 20th, 2008
Katagorisi: Meditasyon |  Etiketler: , | Yorum Yaz

Meditasyon yazı dizimize devam ediyoruz meditasyon yazıları alıntıdır.
Yaşamdaki kutuplar medtasyon ve sevgidir…

YAŞAMDAKİ KUTUPLAR BUNLAR, MEDİTASYON VE SEVGİ- nihai kutuplar bunlar.

Yaşamın tamamı kutuplardan oluşmuştur: Olumlu ve olumsuz, doğum ve ölüm, erkek ve kadın, gece ve gündüz, yaz ve kış. Yaşamın tamamı kutupsal zıtlardan oluşmuştur. Ama bu kutupsal zıtlar yalnızca kutupsal zıtlar değildir, aynı zamanda birbirini tamamlayan şeylerdir. Birbirlerine yardım etmektedirler, birbirlerini desteklemektedirler.

Bunlar bir kemerdeki tuğlalar gibidir. Kemerde tuğlaların birbirinin karşısına konması gerekir. Birbirlerine karşı gibi görünürler, ama bu karşıtlık sayesinde kemer inşa edilebilir ve ayakta kalır. Kemerin gücü birbirinin karşısına yerleştirilen tuğlaların kutupsallığına dayalıdır.

Nihai kutupsallık budur: Meditasyon yalnız olma sanatı demektir ve sevgi bir arada olma sanatı demektir. Bütün insan, her ikisini bilen, birinden diğerine olabildiğince kolay hareket edebilen biri demektir. Bu nefes alıp vermek gibidir - güçlük yoktur. Zıttırlar - nefes almanız bir süreç, nefes vermeniz buna zıt bir süreçtir. Ama nefes almak ve vermek tek bir nefesin tamamını oluşturur.

Meditasyonda nefes alır, sevgide nefes verirsiniz. Sevgi ve meditasyon bir aradayken nefesiniz bütündür, eksiksizdir, tamdır.

Yüzyıllarca dinler bir kutbu başarıp diğerini dışlamaya çalıştılar. Meditasyon dinleri vardır, örneğin Jainizm, Budizm -bunlar meditasyon dinleridir, kökleri meditasyondadır. Ve bhakti* dinleri vardır, adanmışlık dinleri: Sufizm, Hassidizm - kökleri sevgidedir. Kökleri sevgide olan bir din sevecek, dua edecek bir “diğeri”ne ihtiyaç duyar. Tanrı olmadan sevgi dini var olamaz, düşünülemez - sevginiz için bir hedefe ihtiyacınız vardır. Ama meditasyon dini Tanrı kavramı olmadan var olabilir; hipotez bir yana bırakılabilir. Bu yüzden Budizm ve Jainizm Tanrı’ya inanmaz. Diğerine ihtiyaç yoktur. Nasıl yalnız, sessiz, kıpırtısız, içinizde tamamen sakin ve sessiz olacağınızı bilmeniz yeterlidir. Diğeri tamamen bırakılmış, unutulmuştur. Bu yüzden bunlar tanrısız dinlerdir.

Batılı teologlar ilk defa Budist ve Jaina edebiyatına rastladıklarında çok şaşırdılar: Bu tanrısız felsefelere nasıl din diyebilirlerdi? Felsefe denebilirdi, ama onlara nasıl din derdiniz? Onlar için anlaşılmazdı, çünkü Yahudi ve Hıristiyan geleneği dindar olmak için gerekli hipotezin Tanrı olduğunu düşünür. Dindar insan Tanrı’dan korkan insandır. Bu insanlar Tanrı yok diyorlardı, dolayısıyla Tanrı korkusu meselesi yoktu.

Batı’da binlerce yıl boyunca Tanrı’ya inanmayan insanların ateist olduğu, dindar insanlar olmadığı düşünüldü. Ama Buda ateisttir ve dindardır. Batılılar için bu çok tuhaftır, çünkü kökleri meditasyonda olan dinler olduğunun farkında değillerdir.

Ve aynısı Buda’nın ve Mahavira’nın takipçileri için de doğrudur. Onlar Tanrı’ya inanan dinlerin aptallığına gülerler, çünkü tüm fikir saçmadır. Yalnızca bir fantezidir, hayaldir, başka bir şey değil; yalnızca bir yansıtmadır. Ama benim için, ikisi birlikte doğrudur.

Benim anlayışım tek bir kutba dayanmaz; benim anlayışım akışkandır. Ben gerçeği her iki yandan tattım: Tamamen sevdim ve tamamen meditasyon yaptım. Ve benim deneyimim şudur: Bir insan ancak her ikisini bildiği zaman bütün olur. Aksi halde yarım kalır, içinde eksik bir şey kalır.

Author: admin
Pazar, Ekim 19th, 2008
Katagorisi: Plates |  Etiketler: | Yorum Yaz

Konsantrasyon ve meditasyon karıştırılsa da çok farklı şeylerdir…

Soru:

Sevgili Osho,

Konsantrasyonla meditasyon arasındaki fark nedir?

Osho:

Meditasyon kısaca zihninizi bir yana atmaktır.

Bu nedenle meditasyonun bir zihin disiplini olduğunu söyleyenler
tümüyle yanılıyorlar. O bir zihin disiplini değildir, çünkü eğer
zihni disipline ederseniz daha da güçlenir. Zihin daha zayıfken,
disipline edilmemişken onu bir yana atmak daha iyidir. Bir kez
disipline edildiğinde sizinle sert bir mücadeleye girişir.

Bu nedenle konsantrasyon çalışması yapan biri için bu daha
zordur,çünkü konsantrasyon bir zihin durumudur. Evet, bu size daha
iyi, daha disiplinli, daha içe işleyen bir zihin verir. Fakat zihni
bir yana atmak daha zor olur. Bir kere ona güç vermişsinizdir, belli
bir berraklık vermişsinizdir.

Konsantrasyon meditasyon değildir, çünkü konsantrasyon bir zihin
disiplinidir ve meditasyon zihni bir tarafa atmak demektir.

Aslında İngilizce meditasyon sözcüğü doğru bir sözcük değildir,
çünkü Batıda meditasyona benzer bir şey hiç olmadı. Bunun için
kullanılan sözcük dhayanadır. Budist rahipler Çin’e gittiklerinde de
durum aynıydı, dhyanayı Çince’ye çevirecek sözcük bulamadılar,
böylece Çinlilerin kulağına Zana gibi gelen dhayana sözcüğünü
kullandılar. Böylece Japonca Zen sözcüğü çıktı, bu dhayana
sözcüğünün okunduğu gibi yazılmasıdır.

Meditasyon sözcüğü yine yanlış bir fikir veriyor, sanki bir şeyin
üzerine düşünüyormuşsunuz gibi sanki konsantrasyondan daha farklı
bir faaliyet değilmiş gibi. Bir şeye konsantre olursunuz, bir şey
üzerinde düşünceye dalarsınız, fakat her zaman bir şey ile
ilgilisinizdir. Ve dhayana tüm nesneleri atmak, üstüne konsantre
olabileceğiniz , düşünebileceğiniz her şeyi atmaktır, her şeyi atmak
geride bir şeyin kalmamasıdır, sadece konsantre olanın düşünenin
kalmasıdır.

Dhayana saf farkındalıktır.

İngilizce doğru bir sözcük yok bu yüzden dhyana karşılığında
meditasyon sözcüğünü kullandığımızı anlamalısınız. Dhayana
düşüncenin hiçbir nesnenin hiçbir rüyanın hiçbir arzunun hiçbir
şeyin olmadığı sadece boşluğun olduğu bir oluş hali anlamına
gelir.Bu boşlukta kendinizi tanımaya başlarsınız. Gerçeği
keşfedersiniz. Öznelliğinizi keşfedersiniz. O mükemmel sessizliktir.

Tıpkı zihni disipline etmenin yöntemleri olduğu gibi zihni bir yana
atmanın da yöntemleri vardır. Fakat Batıda daha da çok Amerika’da….
Çünkü batı kötüyse Amerika daha da kötüdür. Amerikan kitaplarına
bakıyorum şimdi değil dört yıldır hiçbir kitaba dokunmadım.
Amerika’da en çok satan kitaplar irade gücünüzü nasıl
geliştirebileceğiniz, insanları nasıl etkileyip daha fazla arkadaş
kazanabileceğiniz, nasıl zengin olacağınız hakkında.. Fakat hepsi
zihin disiplininden bahsediyorlar.

Elbette zihninizi disipline edersiniz, daha iyi bir rakip olursunuz,
istediğinizi daha kolay alabilirsini, insanları daha iyi
yönlendirebilirsiniz, insanları daha kolay sömürebilirsiniz.
İnsanları amacınız için bir araç olarak kullanabilirsiniz. Nietzche
bir kitap yazdı, Güce götüren irade(Will to Power) Batıdaki tüm
çabanın esası bu: güce götüren irade. Güce götüren irade gücünüzün
olmasını gerektirir ve irade gücü zihninizin disipline olmasının,
berraklaşmasının başka bir ismidir.

Hayır bu yöntemler işe yaramaz. Zihni bir kenara atmanın
yöntemlerini öğrenmelisiniz. Zihin zaten çok güçlü, onu daha da
güçlü yapmayın, çünkü kendi düşmanınızı beslersiniz. O zaten
berraklaşmış, okulunuz, üniversiteniz bunların hepsini yapıyor.

Bir üniversitede dokuz yıl profesörlük yaptıktan sonra istifa ettim.
Rektöre şöyle dedim: “bu işi yapamam, çünkü insanları mahvediyor.”

“İnsanları mahvediyor derken ne demek istiyorsun?”diye sordu.”
Öğrenciler seni seviyor, gitmene izin vermezler. Ve neye dayanarak
insanları mahvetmeye devam edeceğini söylediğini anlamıyorum.”

Dedim ki “Anlamayacaksınız, çünkü Hindistan’da doğmuş olsanız bile
Hindistan’ı tanımıyorsunuz. Barı’da eğitim gördünüz” tüm
yaşamı boyunca batıda kalmıştı. ” Tüm bu kitapları, öğrettiğim bütün
bu psikolojileri kendime rağmen öğretiyorum. Bunların bu insanlara
zararı olacağını biliyorum. Zihinleri zaten kötü şekillenmiş ve
şimdi daha da güçlenecek, zihin esareti daha da güçlenecek”

Sahte dinler zihin disiplinine dayanır.

Gerçek dinin işi zihni bir yana atamaktır.

Ve bu, bir şekilde çok kolaydır. Bu disiplinler çok zordur. Zihni
konsantrasyon için eğitmek çok zordur, çünkü karşı çıkmaya, eski
alışkanlıklarına geri dönmeye devam eder: Yine çekersiniz, yine
kaçar. Onu yine konsantre olduğunuz konuya getirirsiniz ve birden
başka bir şey düşündüğünüzü keşfedersiniz, neye konsantre olduğunuzu
unutursunuz: Bu kolay bir iş değildir.

Fakat zihni bir kenara atmak çok kolaydır-hiç zor değildir. Tek
yapmanız gereken izlemektir. Zihninizde neler olursa olsun müdahale
etmeyin, durdurmaya çalışmayın. Hiçbir şey yapmayın, çünkü
yaptığınız her şey bir disiplin olacaktır.

Bu yüzden hiçbir şey yapmayın.Sadece izleyin.

İzlemek bir şey yapmak değildir. Tıpkı güneşin batışını veya gökteki
bulutları ya da sokaktan geçen insanları izlediğiniz gibi,
zihninizin düşünce, düş, kabus trafiğini izleyin-ilgili,
ilgisiz,sürekli, süreksiz, olup biten her şeyi. Ve bu her zaman
sıkışık saattir. Sadece izleyin, ilgilenmeden bir kenarda durun.

Sahte dinler sizin ilgisiz kalmanıza sizin vermez: Açgözlülüğün kötü
olduğunu söylerler, yani açgözlülük düşüncesi geldiği zaman hemen
atıp bunu önlemeye çalışırsınız, aksi taktirde açgözlü olursunuz.
Öfke kötüdür,eğer zihninizden öfkeli bir düşünce geçerse hemen
atılırsınız- bunu değiştirmelisiniz, nazik ve şefkatli olmalısınız
ve tıpkı kendiniz gibi düşmanınızı da sevmelisiniz.

Böylece bütün eski dinler size neyin doğru neyin yanlış olduğuna
dair düşünceler vermiştir- ve eğer zihninizden yanlış bir şeyler
geçerse kesinlikle bunu durdurmalısınız.Müdahale etmelisiniz, hemen
fırlatıp kökünden sökmelisiniz. Meseleyi anlıyorsunuz.

Bu nedenle size neyin doğru neyin yanlış olduğunu söylemiyorum.
Benim tüm söylediğim izlemenin doğru, izlememenin yanlış olduğudur.

Ben bunu çok basitleştiriyorum, gözlemci olun.

Bu sizin işiniz değil- eğer zihninizden açgözlülük geçiyorsa bırakın
geçsiz. Siz kim oluyorsunuz da müdahale ediyorsunuz? Neden
zihninizle bu kadar özdeşleşiyorsunuz? Neden ben açgözlüyüm ben
öfkeliyim diye düşünüyorsunuz? Sadece bir öfke düşüncesi geçiyor.
Bırakın geçsin, siz sadece izleyin.

Eski bir hikaye vardır…. Memleketinden gitmiş olan bir adam geri
gelir ve evinin yandığını görür. Bu şehirdeki en güzel evlerden
biriydi ve adam evi çok seviyordu. Pek çok insan eve iki kat fiyat
vermeye hazırdı, fakat adam hiçbir fiyatı kabul etmemişti ve şimdi
ev gözlerinin önünde yanıyordu. Ve binlerce kişi toplanmıştı, ama
hiçbir şey yapılamıyordu.

Yangın o kadar ilerlemişti ki söndürülse bile hiçbir şey
kurtarılamazdı. Oğlu koşarak geldi ve kulağına bir şey fısıldadı,”
Kaygılanma. Evi dün sattım ve çok iyi bir fiyata-üç katına. Teklif o
kadar iyiydi ki seni bekleyemedim. Affet beni.”

Fakat babası şöyle dedi: “Eğer onu fiyatının üç katına sattıysan
iyi”. O zaman baba da diğer insanlar gibi izleyici oldu. Bir dakika
önce izleyici değildir, özdeşleşmiştir. Ev aynı ev, yangın aynı
yangındır- fakat şimdi adam ilgilenmiyor.Tıpkı başkalarının
eğlendiği gibi o da eğleniyor.

Sonra koşarak öteki oğlu gelir ve babasına şöyle der: “Ne
yapıyorsun? Gülümsüyorsun ve ev yanıyor” Babası “bilmiyor musun”
der “kardeşin onu satmış”.

Oğul der ki: “Satmaktan bahsetti, fakat daha hiçbir şey yapılmadı ve
adam artık evi almayacak.” Ve yine her şey değişir. Gözyaşları
yeniden adamın gözlerine dolar, artık gülümsemez, kalbi hızla atar.
İzleyici gitmiş, yeniden özdeşleşmiştir.

Ve sonra üçüncü oğul gelir ve şöyle der: ” Bu adam sözünün eridir:
şimdi ondan geliyorum”. “Evin yanıp yanmaması önemli değil. O benim
ve anlaşmış olduğumuz fiyatı ödeyeceğim. Ne siz ne de ben evin
yanacağını bilmiyorduk” dedi. Adam yine bir gözlemci olmuştu. Artık
özdeşleşmiş değildi. Gerçekte hiçbir şey değişmez, sadece “Evin
sahibi benim, ben evle bir şekilde özdeşim” düşüncesidir tüm farkı
yaratan. Hemen ardından şöyle hisseder,”Ben özdeşleşmiyorum: Başka biri aldı evi, ebenim onunla bir ilgim yok. Ev yanarsa yansın.”

Zihni gözlemenin basit yöntemi budur: İşte onunla bir ilginiz
yoktur… Zihninizin düşüncelerinin çoğu sizin değil,
ebeveynlerinizin, öğretmenlerinizin, arkadaşlarınızın, kitapların,
sinemaların, televizyonun, gazetelerin düşünceleridir. Sadece ne
kadar düşüncenin kendinizin olduğunu sayın ve tek bir düşüncenin
bile sizin olmadığını görünce şaşıracaksınız. Hepsi de başka
kaynaklardan gelir, hepsi de ödünç alınmıştır. Ya başkaları, sizin
üstünüze atmıştır bunları ya da aptal gibi siz bunu kendi üzerinize
almışsınızdır. Fakat hiçbiri sizin değildir.

Zihin bir bilgisayar gibi çalışarak oradadır, o bir biyo-
bilgisayardır. Bir bilgisayarla özdeşleşemezsiniz. Eğer bilgisayar
ısınırsa siz de ısınmazsınız. Eğer bir bilgisayara kızar ve altı
harfli sinyaller verirse kaygılanmazsınız: ne olduğuna, hatanın
nerede olduğuna bakarsınız, fakat olaydan kopuksunuzdur.

Sadece küçük bir hüner…. Ben buna yöntem bile demiyorum, çünkü bu
ağır bir havca veriyor: ben buna hüner diyorum, sadece bunu yaparak
bir gün bunu yapabilir hale gelirsiniz. Pek çok defa başarısız
olacaksınız, kaygılanacak bir şey değil bu… kayıp değil, doğal bir
şey. Sadece bunu yaparak bir gün oluverir.

Bir defa oldu mu,bir an için bile gözlemci oldunuz mu şimdi nasıl
gözlemci olunacağını biliyorsunuz, tepelerdeki, uzaklardaki
gözlemci. Ve bütün zihin orada, karanlık vadinin derinliklerinde ve
bunun için bir şey yapmanız gerekmez.

Zihin hakkındaki en tuhaf şey eğer bir gözlemci olursanız kaybolmaya
başladığıdır. Tıpkı ışığın karanlığı dağıtması gibi, gözlemcilik de
zihni, zihnin düşüncelerini, tüm teçhizatını dağıtır.

Yani meditasyon sadece gözlemciliktir, farkındalıktır. Ve bu açığa
vuru- bunun icat etmekle bir ilgisi yoktur. O hiçbir şey icat etmez,
sadece orada olanı keşfeder.

Peki orada ne vardır? Girersiniz ve sonsuz bir boşluk bulursunuz, o
kadar güzel, o kadar sessiz, o kadar aydınlık, o kadar mis kokuludur
ki tanrının krallığına girersiniz.

Benim deyişimle tanrısallığa girmişsinizdir.

Ve bir kez buraya girip çıkınca tümüyle yeni bir insan olursunuz.
Şimdi özgün yüzünüz ortaya çıkmıştır. Tüm maskeler kaybolur: Aynı
dünyada yaşarsınız, fakat aynı şekilde değil. Aynı insanların
arasında olursunuz fakat aynı tavırla, aynı yaklaşımla değil.

Sudaki bir nilüfer çiçeği gibi yaşarsınız- suda fakat asla suya
değmeden.

Author: admin
Pazar, Ekim 19th, 2008
Katagorisi: Meditasyon |  Etiketler: | Yorum Yaz

Şunu unutma: Çocukluğunu yeniden kazan. Herkes onun için can atar, ancak hiçj kimse onu yeniden kazanmak için herhangi bir şey yapmaz.

Herkes onun için can atar! İnsanlar çocukluğun cennet olduğunu söyleyip durur ve şairler çocukluğun güzelliği hakkında şiirler yazmaya devam ederler. Seni kim engelliyor? Yeniden kazan onu! Sana, ona yeniden sahip olman için bu fırsatı sunuyorum.

Oyuncu ol. Zor olacak bu çünkü fazlasıyla inşa edildin, yapılandın. Çevrende bir zırh var — onu gevşetmek, rahatlatmak çok zordur. Dans edemezsin, şarkı söyleyemez, zıplayamaz, öylesine bağıramaz, kahkaha atamaz ve gülemezsin. Gülmek istemen durumunda bile, öncelikle ortada gülünecek bir şey olmasını istersin. Basitçe kahkahanı atamazsın. Bir neden olmak zorundadır; ancak o zaman kahkaha atabilirsin. Bir neden olmak zorunda; ancak o zaman ağlayıp gülebilirsin.

Bilgini bir kenara koy, ciddiyeti bir kenara kaldır. Bu günler boyunca kesinkes oyuncul ol. Kaybedecek hiç bir şeyin yok! Bir şey elde etmezsen, hiçbir şey de kaybetmemiş olacaksın. Oyuncu olmakla ne kaybedebilirsin ki? Ama ben sana derim ki: Bir daha asla aynı olmayacaksın.

Benim oyuncu olunmasındaki ısrarım bu nedenledir. Ben seni tam da gelişmeni durdurduğun noktaya geri fırlatıp atmak istiyorum. Çocukluğunda gelişmenin, ilerlemenin durduğu ve sahte olmaya başladığın bir an olmuştu. Belki kızgındın — kızgın, öfke nöbetinde küçük bir çocuk — ve annen ya da baban, “Kızma! Bu iyi bir şey değil!” dedi. Sen doğaldın, fakat bir bölünme yaratıldı ve senin önünde bir seçim vardı: Doğal olmak istersen, o zaman anne babanın sevgisini alamayacaktın.

Bu sekiz günde ben seni doğal olmanın karşısında “iyi” olmaya başladığın o ana geri göndermek istiyorum. Oyuncu ol ve çocukluğuna yeniden kavuş. Zor olacak çünkü maskelerini, yüzlerini bir kenara koymak zorunda kalacaksın; kişiliğini bir kenara koymak zorunda kalacaksın. Ancak unutma, öz kendisini sadece kişiliğin orada yokken ortaya koyabilir çünkü kişiliğin bir hapishaneye dönüşmüştür. Bir kenara at! Acı verecek ama değer çünkü onun içerisinden tekrar doğacaksın. Ve acısız doğum olmaz. Gerçekten yeniden doğmaya kararlıysan; öyleyse, riski göze al.

Yeniden Doğuş İçin Yönergeler

Osho’nun Yeniden Doğuş ile ilgili önerileri aşağıdaki gibidir.

1. Aşama:

İlk saatte bir çocuk gibi davranacaksın, yalnızca çocukluğunun içine gir. Yapmak istediğin her neyse yap — dansetmek, şarkı söylemek, zıplamak, ağlamak, bağırmak — herhangi bir şey, herhangi bir biçimde. Diğer insanlara dokunmak dışında hiç bir kısıtlama yok. Grupta hiç kimseye ne dokunun ne de bir zarar verin.

2. Aşama:

İkinci saatte sadece sessizce otur. Daha fazla tazelenmiş, masum olacaksın ve meditasyon daha kolaylaşacak.

Günde iki saat, yedi gün boyunca yapılacak.

Bu günler boyunca doğduğun andaki kadar cahil olmaya karar ver — yalnızca bir çocuk, yeni bir bebek; hiçbir şey sormaz, hiçbir şeyi tartışmaz, hiçbir şey iddia etmez. Minicik bir bebek olabilirsen, çok şey mümkündür. Hatta imkânsız gibi görünen şeyler dahi mümkündür.

Meditation — The First and Last Freedom
St. Martins Press, USA